12 Nisan 2007

Amasya`li Ohan Özant (Seninle Güler Yüregim.Kemal Yalcin)


--------------------------------------------------------------------------------


[ Tarih ve Demokrasi Forumu ]



--------------------------------------------------------------------------------


Makale yazari: Özcan SOYSAL Tarih, gün ve saat : 04. Agustos 2003 12:43:28:

Amasya`li Ohan Özant
— Ben Ohan Özant. 1915‘te dogmusum. Sevkiyet zamamnda kundaktaymisim, diye bilincinin kapilarini acti. O önümüzden yürüyor. Biz onu izliyorduk. Odanin iicinde cit yoktu. Dünya o an durmus bize bakiyordu.
- Kundakta Sivas Kangal‘a kadar gitmisiz. Kangal‘da, “Kangalli Asim“ diye bir zati muh
terem bizi alikoymus. Rahmetli dayim yaninda arabacilik yapmis. Üc sene kadar Kangal`da kalmisiz.
Sevkiyet yangini sönünce, Amasya‘ya geri dönmüsüz. Teyzemin kocasi Elikesik Mikail Aga, kendisi sanatkär oldugu icin sevkiyet sirasmda Müslüman olmus. Sevkiyete göndermemisler. Amasya‘da isi iyiydi. Bizi himayesine aldi.
Babami hic görmedim. Adi Dikran‘mis Vezirköprü‘den gelmis.
Annemin adi Hayganus Anne tarafim o zamanlar Sivas‘in kazasi olan Egin`den gelme.
Benim iki adim var: Bin “Ohan, Ohannes“, digeri ise “lhsan.“

Ihsan adini komsumuz Hasan Kaynar koymus. Büyük oglunun adiymis.
Amcam Amasya‘da avukatmis. Yazihanesi varmis.Isi cok iyiymis. Vezirköprü‘de mal mülk sahibiymis. Hatta Havza‘da Suluhan diye bir hani, iki tane de tarlasi varmis. Babam o za manki adiyla Sultaniye‘yi, yani liseyi bitirdikten sonra Amasya‘da manifaturacilik yapiyormus.Zenginlikleri yerindeymis.
Annemin anlatisina göre, babasi Egin‘den Amasya‘ya geliyor.Is tutuyor. Düzen kuruyor. Evini barkini hazirladiktan sonra Egin‘deki ailesini Amasya‘ya getirmek istiyor.
Evini tasimaya geldigi gün Egin‘de Ermenilere karsi bir saat kadar süren bir saldiri ve yagmalama oluyor. Tam bu yagmalama sürerken Istanbul‘dan bir emir geliyor:
“Basi beylik, mali yagma!“
Yani öldürmeyeceksin! Malini yagmalayabilirsin!
Annemin babasi, hicri takvime göre 1308 dogumluymus.Annem daha ocukmus.Gelinlik kiz olmamismis.Egin katliami, sevkiyetten, yani 1915‘ten yirni yil kadar önce; 1895 yilinda meydana gelmis.
Vahram Karabent, “Egin‘de Ermenilere saldiri oldugu vakit; bizim Merzifon‘da da benzer olaylar meydana gelmis. Cuma günüymüs. Önce evleri dolasmislar“ diyerek söze girdi.
— Ermeniler silahlanmis Camiyi basacaklarmis “Ne duru yorsunuz ?“ diye halki galeyana getirmisler. Bunun üzerine Merzifon carsisinda kan akmis. Katliam bir saat kadar sürmüs.Carsida bulduklari Ermemleri öldürmüsler. Mallarini yagmalamislar. Annem o zaman iki yasindaymis. Hesap et: annem öleli 20 sene oldu. Öldügünde 90 yasindaydi. Demek ki 1890‘li yillar da oluyor Merzifon‘daki Ermem katliami...
Ohan Özant kaldigi yerden anlatimini sürdürdü:
— Dedemi, Egin katliaminda öldürmüsler. Ortalik durulur durulmaz anneannem iki kizini aliyor, dogru Amasya‘ya gelip, ölen kocasinin tuttugu eve yerlesiyor. Gecimini de kurdugu isten saglamaya calisiyor.
Büyük kizi, yani teyzem yetiskinmis. Elikesik Mikail‘e veriyor. Elikesik Mikail‘in hali vakti yerindeymis. Annemi ve anneannemi himayesine aliyor.
Bir müddet sonra, annemle babam evleniyor. Dügününü Eli kesik Mikail Aga yapiyor.
Babami seferberlikte askere aliyorlar. Ben dogmusum. Yil 1915 oluyor. Babam askerde onbasi. Buna ragmen sevkiyete tabi tutuyorlar. Gidis o gidis. Bir daha geri gelmiyor!
Annem sonradan babamin akibetini yillarca arastiriyor. Askeriyeye, “Benim kocam, Erzurum‘da askerdeyken ölmüstür. Bana maas verin!“ diye dilekce veriyor. Bu dilekceye iste su cevabi veriyorlar. Al oku:
“Kocaniz yolculuk esnasinda, sevkiyette, Amasya‘da, Derbent Baglari´nda eceliyle vefat etmistir. Malul yetim maasi alamazsiniz!“
Gercekten de “Derbent Baglari“ denen bogazda Ermeniler katledilmistir.
Ohan Özant‘m anlatimlari, Vahram Karabent‘e önemli bir olayi animsatti.
— Benim de basimdan böyle bir bela gecti diyerek anlatmaya basladi. Merzifon‘da subaylarla, memurlarla falan iyi arkadasligim vardi. Birlikte ava giderdik. 1965 yili olacak... Bir gün gene bir pikapla Amasya Bogazina ava gittik. Biz dört siviliz. Iki ögretmen, Hasan ve Hüseyin Beyler... Bir de ya nüfus memuru... Digerleri subaydi. Nüfus memuru Recai Bey, pikapta söyle karsimda oturuyordu. Benim elimde iyi bir cifte var.
Senin dedigin Derbent Baglari bogazina gelince bana dedi ki:
“Su dereyi görüyormusun, su dereyi?“
“Evet, göruyorum. Ne var orda, ne o1mus?”
“O gördügün derenin scinde dört yüz-bes yüz gavuru kestik biz!“
Bende safak atti. Asabim kabardi. Bütün vücuduma titreme geldi. Kucagimdaki silahi kaptigim gibi kalbine dayadim:
“Ulan onlarin icinde benim amcalarim, dayilarim, dedem,akrabalarim da vardi. Katil !
Tetigi cekmeye zaman vermediler. Ögretmen Hasan Bey derhal namluyu yere cevirdi. Yoksa Allah var ya, vuracaktim adami. Vurmaya zaman birakmadilar ya, ben agzima geleni söyledim. Ne o emri vereni biraktim, ne de onu simdi söyleyeni.
Avin nesesi falan kalmadi. Bumbuz olduk.
Soför mahalindekiler bizi görür görmez durdular. Önyüzbasi hemen yere atladi:
“Ne oldu? Nedir bu hal?“
Anlattim olani biteni. Nüfus memuruna cok kizdi. Rezil etti. Evet o1mus bu isler. Hükümetin zayif zamaniymis. Vuran vurana, kiran kirana gitmis. Kabak Ermenilerin basina patlamis.
Sözler sözleri, anilar anilari aciyordu. Vahram Karabent soluklanirken Ohan Özant, yasaminin silnmeyen sayfalarni aciyordu birer birer:
- Babasiz büyüdüm. Elikesik Mikail Aga babalik yapti bana. O günleri ok iyi hatirlamiyorum, ama öy1e hayal meyal bir seyler gözümün önüne geliyor.
Cok kalabaliktik. Dört oglu bir kizi vardi. Beri de evladi gibi severdi. Annemi, anneannemi yanina almisti.Cok ekmegini yedik. Nur icinde yatsin! Allah rahmet eylesin!
Elikesik Mikail Aga‘nin cok mali vardi. Yüz kadar ambari vardi. Hasat mevsimi geldi mi tüccarlar arpa, bugday, yulaf, cavdar, misir alip icine doldururlardi. Zamani gelince satarlardi. Elikesik Mikail Aga bu ambarlari o zamanin parasiyla üc bin liraya satti. Kendi hissesini iki büyük oglu icin aldi. Iki oglunun yaslari kücük oldugundan onlarin hisselerine devlet el koymustu. Tam bu alim satim isleri sirasinda Mikail Aga vefat etti. Vefatini, hastaligini pek hatirlamiyorum. Vefatindan sonraki yillari gözümün önüne getirebiliyorum.
Rumlarin mübadil oldugu zamanda Samsun‘daydik. 0 günleri cok iyi hatirliyorum. Cünkü, Akil adindaki ücüncü oglu Rum arkadasi ile Yunanistan‘a gidiyor. Biz gezmedeydik. Geldi gimizde eve biraktigi yaziyi bulduk:
“Anne sen hic merak etme. Ben arkadasimla Yunanistan‘a gittim. Yunanistan‘dayim.“
Bundan sonra teyzem “Illa evladimin yanina gidelim“ dedi. Ama gidemedik. Bir müddet sonra, Mikail Aga‘nin iki kücük oglu da Fransa‘ya gitti. Teyzem de, biz de yalniz kaldik.
Annem, “Dayinin yanina gidelim. O bizi korur, bakar eder“ dedi.
Amasya‘ya geldik. Osmanli Umumi Harp‘te yenilmis.Türkiye´nin cesitli yerlerini Fransizlar, Yunanlilar, Italyanlar, Ingiliz1er isgal etmis. Amasya‘ya Ingilizler gelmis.Hükümet Konagi‘na bayraklarini asmislar. O yillarda Amasya‘dayiz. Mustafa Kemal faaliyette. Memlekette savas var.
Ingilizier Amasya‘ya gelince, “Ermenilerden Türklerle evlenip ka1mis olanlardan memnun olmayanlar varsa ayrilip gelsin. Bu kisileri Amerika‘ya, Ingiitere‘ye gönderecegiz. 1915 öncesinde mallari, mülkleri olanlar basvursunlar. Mallarini geri verecegiz“ diye ilan ediyorlar.
Annem gidip basvuruyor. Ingilizlerin yardimiyla 20 dönüm 126 araziyi, iki üzüm bagini ve ben dogdugum yil, 1915‘te Amasya‘da meydana gelen büyük yanginda kül olmus olan dört dükkanimizin yerini tapulariyla birlikte geri aliyor.
Annem daha sonra gecimini saglamak icin köydeki 150 dönüm arazinin kendi hissesine düsen dörtte birini satti.
Dayim simitciydi. Yoksuldu.
Annem sattigi mallarm parasiyla 1925‘te Ford marka, agac tekerlekli bir taksi satin aldi. Soför tutup calistiriyordu.Iyi gelir getiriyordu. Fakat bir gun kacak rakiyla yakalanmis. 0 zamanki Reji Idaresi taksimize el koydu. Kurtaramadik. Taksinin tadi damagimizda kaldi. Annem bir tane daha satin aldi. Bes alti ay kadar calisti, calismadi.Bunu da söförü kacirdi. 0 zamanlar simdiki gibi trafik siki degildi. Yakin vilayetlere telefon ediyorlar, Karakola basvuruyorlar. Fakat bulunamadi. Cok üzüldük. Ben dokuz on yasindaydim.
1923 yilmda Ermeni Kllisesi‘nin okuluna üc ay kadar gittim. Bir gün gelip kiliseyi de, okulu da yiktilar. Hepimiz okulsuz kaldik. Ögretmenimiz an1atmisti.O yillarda Amasya‘da sözü gecen Hakki Pasa adinda biri ak kilisenin saglam duvarinin bir kismini yiktirmis. Sonra da “Yikilma tehlikesi vardir. Tehlikelidir. Yiktirilmalidir!“ diye bir karar cikartmis.Iste bu kararla gözümüzün önünde, sapasaglam kilisemizi ve okulumuzu yerle bir ettiler. Bizi de disari attilar.
Ermeni okulu yikilinca Türk okuluna gittim. Ermenice okuma yazmayi ögrenemedim. Kulaktan dolma Ermenice ögrendim.
Gel zaman git zaman, ortaokul ikinci smiftayken, gecim zorluklari yüzünden okulu terk ettim. Kunduraci ciragi oldum. Derken kalfa oldum. Askere gittim. Askerden dönünce hanimimla tanistik. Kismetmis evlendik.
Sevkiyete tabi olan Ermenilerin mallarina devlet el koymutu. Amcamin 250 dönüm arazisi daha sonra köye kadastro gelince ortaya cikti.Ugrastiksa de bir karisini bile geri alamadik.Yunanistan‘dan gelen mübadillere verdiler.Annem Ingilizler yardimiyla kendi mallarini kurtarmis. Bunlari satarken, yeniden alirken Amasya‘nin Kanalköprü mevkiinde toplam 150 dönüm tarlamiz oldu. Yesilirmak kenarinda bagimiz vardi. Ortak veriyorduk. Karin doyurmuyordu. 1948 yilinda devlet su kanali yapti. Arazimizin bulundugu mevkiye su geldi. Tarlamizm degeri artti. Dönümü altin lira oldu.
40 sene ortakciliga vererek gecindik. Ortakci Türklerle kardes gibi gecindik. Hala beni Amasya‘ya cagirirlar. Gördüklerinde “Amca ne olur gel de bir yavan corbamizi ic derler.
Amasya‘daki Ermeniler birer birer Istanbul‘a, yurtdisina göcettiler. Zamanla kimse kalmadi. Amasya‘da yalniz kalinca biz de malimizi mülkümüzü satip Istanbul‘a geldik. Arazinin para siyla Feriköy‘de dükkan aldim. Onlarin geliriyle geliriyle gecindik.Iki oglum, bir kizim var. Evlendiler, sekiz de torunum oldu.
Onlan da everdik. Geldik bugünlere. Hanimim kalpten öldü.
Yasim 83 oldu.
Sik sik öyle dönüp geriye bakiyorum. Ne anladim ben bu
hayattan?
Iste anlattim kisaca hayatimi. Yanginlar yikimlar, felaketler, ölümler icinde dünyaya gelmisim. Yok olmaktan Kangalli Asim Bey tarafinan kurtulmusum. Nur icinde yatsin! Hayatimi ona borcluyum!
Insanlara, Rum olsun, Ermeni olsun, Türk olsun, Yahudi olsun tüm insanlara diyecegim birkac sözüm var:
Ben iyilik isterim. Herkesi iyi görmeyi, sevmeyi ve sevilme yi isterim. Ben hayatta hep böyle düsündüm.Cocuklarima, torunlarima hep sunu ögrettim: kendini baskasindan büyük görme. Kendini kücük gör, ki sevilesin.
Müslim, gayrimüslim ayrimi yapmayin. Aranizda gercek sevgi ve muhabbet olursa, kardes gibi gecinirsiniz, birbirinize ayni gözle bakarsaniz iyi olur.
Türklere, özellikle de ayrimcilik yapanlara bir cift sözüm var: insanlar arasinda ayrim yapmayin.Insanlari dinlerine göre ayirmayin. Türkiye hepimizin. Türkiye‘yi mahvetmeyin! Cocuklugum yoksulluk, korku, huzursuzluk icinde gecti. Hayatimizi, tirnagimizla kazarak, alin terimizle sulayarak kazandik. Bogazimizdan haram lokma gecmedi. Biraz huzura, refaha kavustuk. Huzur icinde ömrümü noktalamak istiyorum. Huzurumuzu bozmayin!
Benden bu kadar! Vahram benden cok fazlasini görüp yasamistir.Benden on yas büyüktür. 93 yasindadir. Ama 193 yil yasamis gibidir. Bize cok anlatti. Bir de sana anlatsm da dinle.
Ohan Özant, kendi sözlerini bitirmisti. Yönümüzü tamamen Vahram Karabent‘e döndük. Anlattiklari bizlere destan gibi geliyordu. Oysa dinlediklerimiz yasanmis somut olaylardi.
Vahram Karabent yasina göre dinc ve sagliki görünüyor. Gözünün feri, yüzünün nuru yerinde. Agir agir, düsüne düsüne kullanacagi kelimeleri sece sece konusuyor. Bilinci, hafizasi sasi1acak derecede yerinde.
— Resmini cekebiir miyim? diye sordum. Gülümsedi.
— Adimi da yaz, resmimi de cek! Korktuk korktuk da dunya mi kurtuldu? Bugün var yarin yokum. Cekinecek neyim kaldi? Sustuk sustuk da ne oldu?
Odanin icindekiler oturuslarini yenilediler. Gencler biraz daha kendisine yanasti. Gözlerini, kulaklarmi, beyinlerini acarak dinlemeye basladilar.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

tarih 4 sınıf ögrencisiyim ve bitirme tezi hazırlıyorum tez konusu olrak memleketim olan eğini sectim kaynak arıyorum bu yazının asıl kaynagını bulamadım bana yardımcı olursanız sevinirim.nihan özer